Mittwoch, 5. April 2017


Göbekli Tepe'de yerleşim bulma zorlamaları!

şu girişi-çıkışı ücretli 'Göbekli Tepe kültürü' konferanslarından birinin videosunu dinleyenlerden biri çekmiş ve Youtube' a yüklemiş. M.Özdoğan konferansında, yıllardır her türlü röportajında ve yazısında değindiği gibi Göbekli Tepe sürpriz değildi, biliyorduk zaten tavrına devam ediyor, medya haberleri yüzünden öne çıktı diyor ve bir yerinde şöyle devam ediyor; ' ritüel alanlar çöküntü alanlarında, yerleşimler yüksek yerlerde olur, Göbekli Tepe' de hep çöküntü alanlarda çal...ışıldı ve ritüel merkez olarak lanse edildi, ama yerleşimler tapınakların etrafında' . Bu bir fikir, teori falan değil, veri, bilgi hiç değildir, benim gözümde, Klaus' un çalışma sistemine ve analiz yetisine saygısızlıktır. Yerleşmelerin orada olduğuna inanıyorsanız, önce gider bulur, ondan sonra konuşursunuz, aramızda olmayan bir güzel insanın yaptığı işleri küçümsemek, baş arkeolog edası ile hatalı olduğunu söylemek çirkinliktir. Klaus'un GT nin ritüel merkez olduğuna dair bilgisinin dayanakları 'çöküntü alanlarda' kazı yapması değildi. Göbekli Tepe yi 20 yıl boyunca araştırıp, düşünüp araştırmalar için gerekli her türlü finansal ve insansal gücü sağlarken, bu sayede elde edilen verileri değerlendirmesidir bunun nedeni. Göbekli Tepe deki yapıların inşaası için ve ritüel aktiviteler için belli dönemlerde burada toplanıldığını ve belli sezonlarda burada konaklayan sınıfların olduğunu her zaman anlattı, yayınladı Klaus. Ayrıca 'yerleşmeler tepelerde, kazmadılar' söylemi de yanlış, Göbekli Tepe nin en yüksek noktalarında da kazı yaptık, dilek ağacının yanında, aslan dikilitaşlı yapı, batı tepesinde muhteşem 'totem'in olduğu yapı, onun da batısında yine yüksek tepede(!) tilkili dikilitaşların olduğu F yapısı bulundu. Bu dikilitaşlar ve totem in-situ ve mekan içi buluntuları idi. Mekan içi envanterine baktığımızda da domestik olarak tanımlanacak bir buluntu yoktu. Oturma odalarına 1,5-2m. lik dikilitaşlar ve totemler dikip, ısınma ve başka domestik faaliyetleri bu eserlere bakıp dua ederek falan gerçekleştirmiyorlarsa dönem insanları, domestik yerleşim vardı, Klaus Schmidt anlayamadı demeye getirmek insafsızlıktır. Göbekli Tepe ve medya unsuruna gelince; evet medyada çıkan abuk haberler yüzünden en çok biz zorluk çektik, ama Göbekli Tepe sırf medya haberleri yüzünden bu kadar tanınmadı, Klaus ve ekibi tarafından yapılan çalışmalar ve yayınlar, Klaus' un son gücüne kadar, yorulmadan dünyanın dört bir yanında verdiği konferanslar sayesinde oldu bu tanınma.

https://www.facebook.com/cigdem.koksal.965

Sonntag, 2. April 2017

Bu fotoğraflar Göbekli Tepe'de devam eden koruma çatısı inşaatından, birkaç hafta önce yayımlanmıştı, burası tepenin kuzey-batı kesimi, arkeolojik çalışma alanları çok derin değil ama burada bile zorlanıyorlar çatıyı inşaa edenler, geçenlerde kamyonla neolitik dönem duvarların üstünden geçmişler, eserlerin üstüne yayılan incecik örtü hiçbir şeyi korumaz. Ayrıca Klaus' un zamanında Koruma Kurulu' da kabul edilen projeye göre farklılıklar görüyorum, bunu iyice inceleyip sonra yazacağım.
Ama bence şimdilik en önemlisi koruma çatısının Haziran ayına kadar bitirilmeye çalışılması. Koruma çatısının kuzeybatıdaki kısmı daha "kolay" olan bölümüydü, bir de güneydoğu yamacındaki eski ana kazı alanında, hani o görselleri, üstüne binbir tane hikaye eklenip çok paylaşılan 5 m. lik dikilitaşların olduğu alanın üzerinde yapılacak bölümü var bu işin. Haziran ayına yetiştireceğiz diye ortalığı daha beter batıracaklarına, daha uzun sürsün, ihtiyatlı, titiz çalışılsın derim. Çatı ihalesini alan şirket başedemiyorsa , destek verilsin, yardım edilsin. Aynı grubun yaptığı Urfa yeni müze inşaatında da sorunlar çıkıyordu, Klaus ve ben henüz Urfa' da iken bunu kendi gözlerimiz ile görüyorduk. Göbekli Tepe nin eserlerinin korunması, yapılan inşaatın bir an önce bitirilip ziyaretçiye açılmasından daha önemli ( benim için ). Kapıda bir milyon ziyaretçi beklese, önce Göbekli Tepe derdim, hepimiz diyelim.
https://www.facebook.com/cigdem.koksal.965/posts/10155057765119774



Freitag, 31. März 2017

Tarihte geçen yıl bugünler  - ben, Göbekli Tepe ve traji-komik şeyler



Geçen yıl bu zamanlar, Göbekli Tepe’ de depodaki eserlerin son işlerini de bitireyim öyle giderim, öyle ayrılırım projeden düşüncesi ile yaptığım saf girişimlerin, istifama uzanan kronolojisini buldum email arşivimde... 21.01.2016 tarihinde ekip arkadaşlarıma bir çalışma programı taslağı göndermişim, Urfa’da nisan-mayıs ve sonra eylül-ekim aylarında planladığım çalışmalar üzerine, bir iki gün sonra büroda küçük bir sunum da yapmıştım, günlük çalışma programı ayrıntısına kadar. Hatırlıyorum, program enstitü müdürü tarafından beğenildi ve bana başvuru için ne yapmak gerekir sorusu yöneltildi, ben de depo çalışmaları için ayrıca başvuru yapmak gerekir dedim.


17.03.2016 tarihinde Göbekli Tepe’ de eser deposunda yapacağım çalışmalar ile ilgili bir yazı örneği hazırlayıp, çalıştığım enstitünün müdürüne iletmişim,  aslında bu tür bir yazı 2015 in aralık ayında Ankara ya gönderilmeli idi, ama ‘yeni’ Göbekli Tepe ekibi,  'müze müdürü  M.E bize böyle dedi, gerek yok, depolar mühürlü değil artık, istediğimiz zaman gidip depoda çalışabileceğimizi söyledi' gibi ifadelerle benim ayrıntılı çalışma programımı hiçbir yere  göndermemişti.
        

Tarih 07.04.2016, araştırma izni çıkan Göbekli Tepe ekip listesi enstitüye geldiğinde benim adımın listeden çıkarıldığı görülmüş. Bugüne kadar hala bilmiyorum iletişimin hangi noktasında ismim ekip listesinden çıkarıldı. Berlin olmadığına hemen hemen eminim. Ekip listesinde Mehmet Özdoğan ve eşinden, Necmi Karul a,  Gülriz Kozbe’ye, tanımadığım ve Göbekli Tepe’ de hiçbir iş yapmamış bir sürü insanın ismi vardı. Tamam her şeyi yeniden yaratmak istiyordu ‘yeni kazı ekibi’ ama benim derdim zaten yeni kazılar değil, depodaki 1995-2014 yılları arasındaki etüdlük eserlerin yayına yönelik son incelemelerinin yapılması idi. Bu yüzden, ileriki günlerde Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürlüğü’ nü arayıp durum hakkında konuşmak istediğimde şube müdürü U.G ‘artık kazılarda, yeni ekipte işiniz yok’ dediğinde, bilinçaltında ‘ evet yeni kazılarda işim yok, işimin olmasını da istemiyorum, ben sadece Klaus’ un yayınlarını düzene koymaya çalışıyorum ‘ diye düşündüm herhalde ki, kazılar şubesi çalışanından gelen bu kaba ifadeye cevap bile veremedim telefonda.


Emaillerimdeki kronolojiye göre 31.03.2016 tarihine kadar sabırla hiçbir şey sorup milleti sık-boğaz etmeden cevap beklemişim, direk Ankara’dan değil, enstitü ahalisinden, çünkü enstitü müdürüne ilettiğim yazının onun imzası ile Ankara’ ya gönderildiğini zannediyorum. 31.03.2016 tarihli emailde enstitü müdürüne kısaca soruyorum, Nisan-Mayıs aylarında yapacağım çalışmanın izni ile ilgili haber var mı diye. O da konuyu, Klaus’un aramızdan ayrılmasının hemen ardından ‘proje koordinatörü ‘ adı ile bir görev biçilen, daha yeni doktorasını bitirmiş, Klaus ‘un bilgi ve tecrübesine yaklaşması bile mümkün olmayan, ama ilk günden itibaren kendini gerçekten Klaus’ un yerine layıkmış gibi hisseden, onun eski odasına yerleşen kişiye yönlendiriyor. Benim hazırladığım yazı örneğini gerekli yerlere iletmesi için bu kişiye vermiş çünki. Bu kişi ise Ankara’ ya falan değil direk çöp kutusuna yollamış yazımı bir şekilde, çünki yazıyı imzasız, hitapsız ve resmi olmayan yollardan Urfa Müze Müdürü’ne göndermiş, size sormadan adım atmayız edası ile...o kadarını da anlarım peki, yıllarca birlikte çalıştığımız müzenin yeni müdürü ne yapmış? Çöpe atmıştır, gülmüştür pis pis, güç bende krizine girmiştir herhalde...Hemen hemen böyle olduğunu da 07.04.2016 tarihinde benim dışımda herkesin olduğu ekip listesini gördüğümüzde anladım zaten.


İşte bu günlerde bana Ankara’yı, Genel Müdürlü’ğü bizzat arama ‘izni ‘ verildi ve ben ‘ekip listesinden çıkarıldığınızı biliyorum, yeni ekipte işiniz yok’ cevabını aldığım, devamında da ayrıca başvuru yazın depo çalışması için değerlendirelim denilen telefon konuşmasını yapıyorum Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürlüğü, Kazılar Şubesi ile.  Tarih 10.04.2016 , başvuru yazısını hem email, hem fax , hem posta yolu ile göndermişim. Hala iyi niyet var zannediyorum. 21.04.2016 tarihinde Müze araştırmaları şubesi ya da benzeri bir şube bana yabancılar için kullanılan başvuru formunu göndermiş, bunu doldurup göndermeniz gerekir diye, 20 yıldır yaptığımız başvurulardan sonra ilk defa, benim yabancı pasaportlu olduğumu düşünmüşler, arıyorum telefonla, değilim diyorum , Türkiye’ li araştırmacılar gibi prosedür uygulanmalı diyorum, bu o kadar hızlı ki aslında , alman ekipten önce benim Urfa’ da olmam bile mümkün. Ayrıca çok sıcak olan Haziran ayına kalmak istemiyorum Urfa’da.


Başvuruyu tekrar kazılar şubesine gönderiyorlar değerlendirilmek üzere. Benden Ek 9 formunu istiyorlar, halbuki bu ilk ekip listesinde gönderilmiş ama beni çıkarmış ya birileri listeden, tekrar istiyorlar. Olsun, gönderiyorum. 18.05.2016 tarihine kadar her hafta bir ya da iki kere, telefonda konuştuğum kişinin yönlendirmesine göre Ankara’yı, genel müdürlüğü arıyorum, konuştuğum hep aynı kişi, şube müdürü U.G.. Hazırlıyoruz yazınızı diyor bazen, inanıyorum, Urfa Müzesi’nden görüş bekliyoruz diyor bir sonrakinde, e tabii normal prosedür diye düşünüyorum, bir dahaki sefere müze müdürü yurtdışındaymış ulaşamıyorum oluyor cevap, müze müdürünün bir vekili vardır herhalde diyorum, bir tek sizin işiniz mi var burada, beni meşgul ediyorsunuz diye kabalaşıyor yine. 18.05.2016 tarihinde email, fax ve posta yolu ile bu sefer yazılı olarak 11.04.2016 tarihli başvurumun gidişatını soruyorum, cevap yok.


Ve geliyor 20.05.2016 tarihi,  başvuruda yer alan çalışma programına göre işe başlayalı 15 gün olmalı aslında, tekrar arıyorum genel müdürlüğü, müzeden geldi görüş, ama çalışma programının tarihlerini değiştirip bir yazı gönderin hemen, bugün çıkaralım yazınızı diyorlar. İyi, onu da gönderiyorum hemen, belki gerçekten postada takılmıştır yazışmalar diye düşünüyorum tam bir aptallık içinde. Aynı günlerde Berlin’deki proje koordinatörü, bürolarımızın arasında 3m. mesafe olmasına rağmen, bana e-mail yolu direktifler yağdırıyor aklınca, müze müdürü ile konuşmuşmuş, iznimin çıkması Doğuş grubunu eleştirmeme bağlıymış mış mış...


Ankara dan yazı geliyor nihayet, şöyle yazmışlar:


‘Göbeklitepe Örenyerinde Çiğdem KÖKSAL-SCHMIDT ve Harran Üniversitesinden

ondört kişilik öğrenciyle Örencik Köyünden iki çalışanın katılımı ile 1995-2014 yılları

arasında ortaya çıkarılan kazı evi deposunda muhafaza edilen etüdlük eserler üzerinde

belgeleme ve ana|iz çalışması talebinin, çalışmaların 1995-2000 yılları arasını kapsayacak

şekilde...’


Son bir kez arıyorum Ankara’yı, neden diye soruyorum, buluntuları yıllara göre değil, ya toplama birimine göre, ya alet teknolojisine göre, ya da hammaddesine göre ayırıp kasalarda muhafaza ediyoruz. ‘Müze böyle görüş verdi, yazımızı beğenmediniz mi, beğenmediyseniz tekrar başvuru yapın’ diyor aynı şube müdürü telefonda. Bunu söylerken, kaç haftadır nasıl dalga geçtim sizinle ama diye düşündüğünü, hafif sırıtttığını ele veren sesinden anlıyorum. Yeniden başvuru yapmayacağımı ve bu insanların arasında bir dakika daha durmayacağımı biliyorum. Ertesi gün enstitüde eşyalarımı toplayıp, istifa dilekçemi veriyorum. Çünki orada da aynı mentalitede bir insan ben, ben, ben , ben merkezli tuzağa düşmüş, 20 yılın emeğini ezip geçmeye çalışıyor.

Sonradan öğrendim ki, benden çok şikayetçi imişler, bu cevapları ile bana ‘ders’ , ‘gözdağı’ vermek istemişler. Mesajı aldım, sizden ne bir işe, ne bir insana, ne de Göbekli Tepe’ ye bir fayda gelmez!


Aşağıda benim başvuru metnim, bu çalışma programına ve izin talebine yukarıdaki cevabı yazanların elinde, sadece Göbekli Tepe’nin değil hepimizin daha çook korumaya ihtiyacı var.


Çiğdem Köksal-Schmidt, Berlin, 31.03.2017





Donnerstag, 5. Januar 2017

Urfa 2013, sondan bir önceki sezonda, evimizde, turunç ağacının karşısında, dünya(m) henüz kararmadan önce, keyifle 'daşlarla' uğraştığımız masa :( masanın üstündekiler kazıda o sezon bulunanların bir kısmı, bir de kedim Fındık, aslında o hiç çıkmaz masaya ama olmuş işte :) üçüncü fotoğrafta da benimle birlikte uğraşanların bir kısmı...


 https://www.facebook.com/cigdem.koksal.965
http://kulturservisi.com/p/gobekli-tepenin-hedef-gosterilmesine-karsi-susmali-mi-konusmali-miyiz

Göbekli Tepe’nin hedef gösterilmesine karşı susmalı mı, konuşmalı mıyız? 

 

Göbekli Tepe ile ilgili haberleri, paylaşımları takip etmek yıllardır hayatımın bir parçası doğal olarak… 2 Ocak akşamı da yine bu çerçevede, sosyal medyada sadece içinde Göbekli Tepe ismi geçtiği için bana ulaşan bir iki paylaşım dikkatimi çekti ve beni bir anda endişelendirdi. İnsanlar mesajlarında TRT Belgesel kanalında izledikleri bir yayının içeriğine dikkat çekiyor, Göbekli Tepe’nin  hedef gösterildiğini belirtiyordu. 
Söz konusu programı televizyondaki yayını sırasında izleme şansım olmadı ama hemen sonrasında, (anlaşılan programın bir bölümü için danışmanlık yapan) Dicle Üniversitesi web sayfasında paylaşılan link üzerinden izleyebildim. Programın adı “Suların ateşin ve taşların imparatorluğu” idi. 
Belgesel film olarak sunulan bu çalışma baştan sona kadar kronolojik hatalar, yanlış söylemler, hatalı bilgilerle doluydu. Ama benim için, Göbekli Tepe için ve aslında işini ciddiye alan her arkeolog için endişe verici olan, yukarıda bahsettiğim internet adresinde paylaşılan ikinci bölümün 10.40’ıncı dakikasından itibaren olan kısımdı. Bu bölümde, Göbekli Tepe yapılarında bulunan T biçimli dikilitaşların İbrahim peygamberin kırdığı putlar olabileceği söylenip, bir de bir dikilitaşın kırılma sahnesi canlandırılmıştı. 
Bunu izledikten sonra sosyal medya hesaplarımda konuyla ilgili kısa yorumumu yazdığımda birden kendimi farklı bir tartışmanın içerisinde buldum. Bazı meslektaşlarımız bu konudan bahsederek daha çok dikkat çekildiğini düşünüyordu, hatta bana paylaşımlarımdan dolayı sorumluluğu üzerime almam gerektiğini yazanlar oldu!
Bu konuyu paylaşıp endişelerimizi dile getirmeli ve önlem almaya mı çalışmalıyız, yoksa bekleyip bir şey olursa ardından mı konuşmalıyız?
Söylemeli miyiz, yoksa söylememeli, bekleyip görmeli miyiz?
Ben endişelerimi önceden dile getirmeyi seçiyorum. 
Bu film belgesel adı altında, Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın verdiği izinler çerçevesinde çekilmiş ve devlet kanalında yayımlanmıştır. Gözümüz gibi korumamız gereken, UNESCO Dünya Kültür Mirası listesine girme yolunda bir muhteşem kültür varlığını, bir belgesel film adı altında, bilinçsiz hareket edebilecek tahribata yatkın insanlara cazip hale getirerek, hedef olarak sunmak desteklenmemeliydi. Söz konusu “belgesel” filmde gösterilen sahneler, aktarılan metin bir çeşit yorum, fikir özgürlüğü ya da argüman olarak algılanamaz, çünkü coğrafi konumlar dışında her bilgi hatalı bu filmde! 
Meslektaşlarım ile bu film nedeniyle başladığımız görüş alışverişinde arkeolog olarak sorumluluklarımızı, etik kurallarımızı, neler yapılabileceğini, yapabileceklerimizi ve yapamayacaklarımızı konuştuk. Sessiz kalmanın korumaya faydası olmayacağını, günün iletişim imkânlarını kullanarak farkındalık yaratmak, dikkat çekmek gerektiğini düşünenlerimiz çoğunlukta. 
20 yıl boyunca Göbekli Tepe’de yaptığı kazı ve araştırma çalışmalarına eşlik etme şansım olan sevgili eşim Klaus Schmidt, en büyük sorumluluğumuzun Göbekli Tepe’yi hak ettiği koruma önlemleriyle gelecek nesillere iletmemiz olduğunu belirtirdi hep. O hayatta iken, kazı alanında ziyaretçilere yönelik yapılan çalışmaların yaratacağı yoğunluktan oluşacak tahribattan çekiniyorduk. Şimdi ise endişenin boyutları genişliyor, çeşitleniyor adeta. 
Baraj suları, kentsel yayılım, konut yapımı için malzeme alımı gibi arkeolojik eserlerin tahribatına neden olan “klasik” unsurlardan uzak bir noktada bulunan, kendine özgü bir doğal korunma konumu olan Göbekli Tepe’ye gelecek her zarardan sadece ve sadece günümüz insanı sorumlu olacak. Yaklaşık 12 bin yıl boyunca Göbekli Tepe korundu, bundan sonrasını biz mahvetmeyelim.
;

Dienstag, 12. Juli 2016

KEÇİLİ TEPE İDİ ADI ASLINDA...HER ZİYARETİMİZDE İTHAM EDİLDİĞİMİZ YER...

Klaus , Göbekli Tepe kazı ekibini, çocuklar kazısı başlamamış alanları, diğer neolitik yerleri de tanısınlar diye buraya geziye götürdüğünde her seferinde burayı bulduğunu iddia eden kişi jandarmayı arayıp kaçak kazı yapıyorlar diye şikayet eder, köylüleri kışkırtır, bizi oraya almamaları için uğraşırdı, hatta bir kere buradan dönüşte tutuklandık resmen, ekibin arabasını arayın diye askerleri telefonda kışkırtan yine aynı şahıs yüzünden Kırlık Karakolu nda üç saat bekledik, çünkü savcıya intikal etmişti olay...tabiiki yüzey toplaması falan yapmamıştık, tabiiki arabada bir şey yoktu ...karakolda askerler bize dut topladılar ikram ettiler, sonra hocamızdan çok özür dileriz falan diyerek bizi uğurladılar...Son Karahan Tepe ziyaretimiz 2012 de idi sanırım, yine çirkinliklerle karşılaşıp, bir de bize yine hesap sormalar başlayınca niye oraya gidiyorsunuz diye(bu sefer yeni müze müdürü de katılmıştı bu hesap soranlar kervanına) , Klaus da yeter artık demişti, gitmeyelim, yayınlardan görsün öğrenciler ne göreceklerse, bıktım... Bu arada siz gitmeyin diye ısrar ettikleri yer , uzak bir köyde, bir tepe...ne sınır bölgesi, ne arkeoljik kazı var, ne tarla, ne etrafı sınırlı...Yayını yapılmış, arkeolojik bir buluntu yeri...gitmememiz için aşağı yukarı tek sebep şu, 'biz sizi istemiyoruz, sevmiyoruz, gelmeyin, gitmeyin buraya !' Ve bunu Klaus Schmidt gibi bir insana yaptınız...
Geçen yıl Andrew Collins adlı sözde araştırmacının Youtube da burada elinde kırık metre ile yüzey buluntularını ölçtüğü, resmen keyfi yüzey araştırması yaptığı görüntüleri gördüm sonra...Klaus Schmidt e ve Göbekli Tepe ekibine nasıl sataşsak diye düşüneceğine bazı yetkili kurumlar, elini kolunu sallayıp müzede , orda burda fotoğraf çekip yayın yapan bu insanlarla uğraşsaydı keşke...
Karahan Tepe haberinde deniliyorki 1997 yılında yüzey araştırması sırasında keşfettik...Aslında burası sözkonusu kişiye İdris B. adlı Örencik köyünden birisi tarafından gösterilmiştir, asıl adı Keçili Tepe dir, yakınlardaki göçerler Geçili Tepe derler, adı yayını yapan kişiler tarafından değiştirlmiştir. Bahsedilen yüzey araştırması sonraki yıllarda yapılmış ve burası da bu yüzey araştırmaları sırasında bulunmuş gibi davranılmakta ve yayınlanmaktadır. Araştırma tarihi ile ilgili bu tür saptırma bilgiler alanın arkeolojik değerini etkilemez kuşkusuz ama ne kadar etik bir davranıştır bilemem. Örencik köyü Göbekli Tepe nin yakınındaki köy, İdris B. belki Göbekli Tepe yi bildiği için Keçili Tepe de yüzeyde gördüğü eserlerin ne olduğunu tahmin edip , Urfalı bir arkeolog arayıp, göstermek istemiştir. 
Yine haberde belirtilen, planlanan kazı çalışmaları var mı sorusu üzerine verilen şu görüş dikkatimi çekti: 'Şuan için yok. Ve bu yerlerin gelecekte yapılacak kazılar için rezerve edilmesi gerekmektedir. Çünkü biz henüz Göbekli Tepe’yi tam olarak anlamış değiliz. Bu nedenle Karahan Tepe’nin kazılmasından çok şuan için korunmasına ihtiyacı var.'  Bunun açıklaması şöyle, ' kim uğraşır yeni bir proje, yeni bir kazı ile, şurda hazır Göbekli Tepe varken!' 
Klaus , senelerce çevrede bilinen aynı kültüre ait bu alanların araştırmalarının başlamasının gerekliliğini savunmuştu, Göbekli Tepe ile karşılaştırabileceğimiz her türlü veri , Göbekli Tepe yi anlamamız yolunda büyük adımlar atmamızı sağlayacaktı, o yüzden de Tigris bölgesinden gelen yeni neolitik verileri heyecanla takip ediyorduk...Reserve korunması gereken bir yer varsa o da Göbekli Tepe nin kazılmamış alanlarıdır, Klaus bıkmadan usanmadan anlatırdı, her yeri kazmayacağız, gelecek nesillere bırakacağız diye..
Sadece yüzey araştırmaları sonucu belirlenen Göbekli Tepe benzeri yerler alan olarak oldukça küçük, buralarda bir an önce jeomanyetik ve georadar ölçümlerinin yapılması, yoğun yüzey toplaması sonucu elde edilecek eserlerin incelenmesi ve yayınlanması ve georadar ölçümleri sonucu belirlenecek alanlarda kazıların yapılması bölge neolitiğini daha iyi anlamak için yapılacak en önemli işerden birisidir. Hatta bu alanların ayrı ayrı küçük ekipler halinde araştırılmasından ziyade hepsini kapsayan geniş bir neolitik araştırma projesi ile işe girişilmelidir kanımca.. Ankara dan, İstanbul dan , yurtdışından konunun uzmanları bir araya gelip ortak proje oluşturabilirler...sonra gidilip Doğuş grubuna ödenek için kaynak sorulabilir mesela !Göbekli Tepe nin tanıtımı için miyonlarca lira yatırım yapıyorlarmış ya, Davos ta Göbekli Tepe dikilitaşların buzdan kopyalarını yapıp, tanıtım partisi de yaptılar , buna mı hayır diyecekler !